Ana SayfaKategorisizZeytin Dalı Uzatmak

Zeytin Dalı Uzatmak

İnsanoğlanın dilinde, yüzyıldan uzun süredir tazeliğini yitirmeyen, söylendiği anda muhatabında bir yumuşama yaratan nadir deyimlerden biridir “zeytin dalı uzatmak”. Günlük hayatın koşturmacası içinde, siyasette, ikili ilişkilerde ya da dost meclislerinde bir an gelir ve bu ifadeye sığınırız. Kırılan kalpleri tamir etmek, yıllar süren husumetlere son vermek veya en azından çatışmayı durdurup bir mola almak istendiğinde kollar zeytin dalıyla uzanır karşı tarafa. Peki ama neden zeytin? Neden narin bir gül, heybetli bir çınar ya da mis kokulu bir leylak değil de, Akdeniz’in o çilekeş, mütevazı ve eğri büğrü gövdeli ağacının dalı barışın ta kendisi olmuştur?
Bu sembolün kökleri, insanlık tarihinin en kadim anlatılarına kadar uzanır. Kadim mitolojilerden semavi dinlerin metinlerine kadar zeytin dalı, felaketin ardından gelen felahın, tufandan sonra başlayan yeni ve huzurlu bir hayatın müjdecisidir. Hz. Nuh’un gemisine sığınanların o büyük hikâyesini hatırlarız hepimiz: Sular çekilip hayatın yeniden başlayıp başlamadığını anlamak için salınan ak güvercin, gagasında taze bir zeytin yaprağıyla döner. O yaprak, gazabın sona erdiğinin, doğanın ve Tanrı’nın insanlıkla yeniden barıştığının ilk somut delilidir. Eski Yunan’da ise zeytin, sadece zaferin değil, aynı zamanda bilgeliğin ve huzurun sembolü sayılır; zeytin ağacına zarar vermek ağır suçlar arasında yer alırdı. Tarih boyunca savaşan devletler, teslim olduklarını ya da barış müzakerelerine hazır olduklarını belirtmek için elçilerinin eline birer zeytin dalı tutuştururlardı.
İşte bu yüzden, günümüz dünyasında birine “zeytin dalı uzatmak”, sadece süslü bir özür ya da alelacele söylenmiş bir barışma isteği değildir. Zeytin dalı uzatmak; “Ben geçmişin yükünü, kırgınlıklarını ve çatışmalarını geride bırakmaya hazırım, geleceği birlikte inşa edelim” demektir. İçinde ciddi bir cesaret barındırır. Çünkü gururu bir kenara bırakıp elini karşı tarafa doğru uzatmak, zayıflık değil, aksine olgunluğun ve içsel gücün işaretidir. Yanlış anlaşılan bir dostlukta, fırtınalı geçen bir evlilikte ya da kitleleri peşinden sürükleyen siyasi krizlerde ilk zeytin dalını uzatan taraf olmak, olayların seyrini değiştirecek kadar büyük bir vizyon gerektirir. Ancak ne yazık ki, kelimelerin ve sembollerin içinin hızla boşaltıldığı bu çağda “zeytin dalı” kavramı da bazen stratejik bir taktiğe dönüştürülmeye çalışılıyor. Oysa gerçek bir zeytin dalı, köklerini samimiyetten alır; içinde hile ya da gizli bir ajanda barındıran yaklaşımlar daha karşı tarafa ulaşmadan kurur, yok olur.
Dönüp kendimize ve çevremize baktığımızda, ne kadar çok kurumuş bağa, kırılmış kalbe ve bitmek bilmeyen anlamsız çekişmelere şahit oluyoruz. Belki de hem bireysel hayatlarımızda hem de toplumsal düzeyde en çok ihtiyacımız olan şey, o kadim yeşil yaprağı hatırlamaktır. Anlaşmazlıkların ortasında gururumuzu bir kenara koyup, ilk adımı atacak cesareti göstermek… Çünkü uzatılan her zeytin dalı, sadece karşı tarafla yapılan bir barış değil, insanın kendi ruhuna ve vicdanına sunduğu en büyük armağandır. Savaşmak kolay, yakmak zahmetsizdir; asıl meziyet, fırtınaların ardından gagasında zeytin dalıyla dönen o güvercin olabilmektedir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler