Ana SayfaYaşamTasarruf Kültürünü Nerede Kaybettik?

Tasarruf Kültürünü Nerede Kaybettik?

Büyüklerimizin o çok sevdiği, bizimse dinlerken içten içe “Yine başladı eski hikayeler…” diye gülümsediğimiz o meşhur cümleleri hatırlarsınız. Biz kışlık odunumuzu yazdan ayırırdık, yırtılan çorabı yamayıp giyerdik, ekmeğin kırıntısı bile ziyan edilmezdi derlerdi. Bugün bu cümleler bize antika birer anı gibi geliyor. Çünkü kabul edelim; biz o eski, o köklü tasarruf kültürümüzü bir yerlerde düşürdük ve arkamıza bakmadan yürümeye devam ettik. Ayağını yorganına göre uzatan bir toplumdan, yorgan yetmiyorsa yenisini borçla alırız diyen bir tüketim çılgınlığına evrilirken asıl kaybettiğimiz şey, isteklerimiz ile ihtiyaçlarımız arasındaki o hayati denge oldu.
Tasarruf kültürünü kaybetmemizin temelinde, modern dünyanın bizi sürekli kuşatan “arzular” sarmalı yatıyor. Eskiden bir eşya işlevini yitirene, tamir edilemeyecek hale gelene kadar kullanılır, gerçek bir “ihtiyaç” doğmadan yenisine el uzatılmazdı. Bugün ise bir şeyler satın almak sadece bir eksikliği gidermiyor; statümüzü, zevkimizi ve toplumdaki yerimizi belirliyor. Reklamlar ve sosyal medya, aslında hiç ihtiyacımız olmayan geçici istekleri bize hayati birer gereksinimmiş gibi sunuyor. Bir kere geldiğimiz dünyada her anı tüketerek yaşama mottosu, bizi geleceğin belirsizliğine karşı güvencesiz bırakırken, dijitalleşen paranın soyutluğu da bu hızlı harcama çarkına yakıt taşıyor. İstediğimiz her şeye sabretmeden, hemen o an ulaşma arzusu, gelecekteki emeğimizi bugünden ipotek altına almamıza neden oluyor.
Elbette bu dönüşümü sadece psikolojik nedenlere bağlamak haksızlık olur; ekonomik şartlar ve paranın değer kaybı da insanları “Zaten biriktirsem de eriyecek” düşüncesiyle harcamaya itiyor. Ancak tasarruf, her şeyden önce istek ve ihtiyaç arasındaki o ince çizgiyi yeniden doğru çizebilme bilincidir. Gerçek bir ihtiyaç, hayatın idamesi ve huzuru için elzem olan şeydir; oysa anlık bir istek, vitrinde görüp büyülendiğimiz, aldıktan birkaç gün sonra heyecanını yitiren geçici bir hevestir. Tasarruf kültürünü yeniden kazanmak, her şeyden mahrum kalmak ya da cimrilik yapmak demek değildir. İşin sırrı, gardırobumuzu açtığımızda, market arabasını doldururken ya da o online alışveriş sitesindeki “Satın Al” butonuna basmadan önce kendimize şu dürüst soruyu sorabilmekte gizlidir: Buna gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece anlık bir boşluğu mu dolduruyorum?
İsteklerimizin sınırsızlığı karşısında ihtiyaçlarımızın sınırını yeniden çizmediğimiz müddetçe, ne kadar kazanırsak kazanalım hep bir yoksunluk hissiyle yaşayacağız. Damlaya damlaya göl olan sadece su veya para değildir; insanın kendi iradesi, geleceğe duyduğu güven ve iç huzurudur. Geleceğimizi bugünün geçici hevesleriyle tüketmeyi bırakıp, hayata değer katan gerçek ihtiyaçlarımıza odaklanmanın, o kadim dengeyi yeniden kurmanın vakti geldi de geçiyor bile.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler