Ana SayfaDünyaTarihin sıfır noktasına yolculuk...(4)

Tarihin sıfır noktasına yolculuk…(4)

Bugün yazı dizisinin 4.’sünde, dört bölümü adına veren tarihin sıfır noktasındayız…

Göbeklitepe…

Türkiye’nin hazinesi…

Tarihin sıfır noktası…
Mezopotamya…

Göbeklitepe, Şanlıurfa ve Yukarı Mezopotamya…

İki nehir arasındaki bölgeyi ifade eden “Orta, anlamına gelen “mesos” ve ‘nehir’ anlamına gelen “potamos” kelimelerinden türetilmiştir.” deniliyor.

Dicle ve Fırat arası bereketli topraklar kısaca…

 

***

Bereketli Hilal…

Münbit Hilal…

Verimli Hilal…

Orta Doğu’da, Batı ve Ortadoğu uygarlıklarının doğduğu bölge.

Bereketli Hilal “Antik Bir Bölgenin Modern Bir Tanımlaması…” kelimenin tam anlamıyla böyle.

***

Göbeklitepe, Doğu illerimizi seyahatimizdeki en önemli uğrak yerimiz. Bizim için gerçekten çok farklı bir deneyimdi. Nasıl olmasın ki zaten?

Göbeklitepe, doğru diye bilinen ne varsa değiştirdi.

Bu Urfalı bir çobana, nasip olan öyle bir keşif ki, Dünya tarihini alt üst eden bir kazıyla sonuçlandı.

***

Gezi sonrasında, Şanlıurfa’da bulunan ve insanlık tarihine yeni baştan tarih yazdıran Göbeklitepe’yi anlatan Podcastte anlatılanlarla büyük bir aydınlanma yaşadık.

Bildiklerimizi önemli ölçüde değiştiren çok eski bir arkeolojik alanı gezmiş, görmüş olduk.

Yaklaşık MÖ 9600’lere, yani günümüzden yaklaşık 11.600 yıl öncesine uzanan yapıların olduğu bilgisi, insanlık için ve bütün bilinen gerçeklerin bir kalemde silinip, yenisinin yazılmaya başlandığı yer…

Ezber bozan yeni keşifler silsilesi…

***

İnsanlık tarihinin bilinen en eski ve en büyük tapınak merkezi olan

Göbeklitepe…

Tarihin o nedenle sıfır noktası…

***

Göbeklitepe’ye gitmek için çıktığımız o köy yollarında bile direkt tarihin, o gizemli girişinden içeri daldık.

Zaman makinası da böyle bir şeydir herhalde…

İnsan, bir arabanın dahi zorla ilerlediği yolda, çevreyi gözlemlerken ve yaşayan halkın hayat şartlarını görünce, bir irkilip acaba burada zaman durdu mu? diye düşünmeden edemiyor…

Göbeklitepe’ye bin bir zahmetle ulaştıktan sonra, Navigosyonun bize bir azizliği de olabilir, ya da bu köy yolu bizi tarihin gizemli atmosferine hazırlamış da olabilir.

Bu zorlu şartlardan aşarak ulaşıyoruz Göbeklitepe’ye… Arabayı park edip, servislerle kazı alanına götürülüyoruz… Biraz yürüyüş mesafesi uzun olunca böyle bir hizmet çok yerinde olmuş bence.

Kazı alanının en dikkat çekici özelliği, dairesel-oval düzenlemeler içinde bulunan ve bazılarının üzerinde yaban domuzu, tilki, yılan, akbaba ve diğer hayvan kabartmaları bulunan devasa T biçimli taş sütunlar.

 

“Eskiden yaygın anlatı kabaca “önce tarım ve kalıcı köyler gelişti, ardından büyük törensel yapılar ortaya çıktı” şeklindeydi. Göbeklitepe ise avcı-toplayıcı veya erken yerleşik toplulukların çok büyük ölçekli ortak yapılar inşa edebildiğini göstererek bu ilişkinin daha karmaşık olduğunu ortaya koydu.” bu bize iletilen ve anında şaşkınlık uyandıran tarihi bilgilerden sadece biri.

Yapıların törensel ve toplumsal işlevleri olduğu düşünülüyor, ancak alanın tam olarak nasıl kullanıldığı ve insanların burada ne kadar sürekli yaşadığı hala araştırılıyormuş.

Her bir T biçimli taş sütun 24 ton 6 metre, avcı toplayıcı bir halk, 10.000 yıl önce inşa edildiği varsayımı ki bu varsayım çevredeki kazılarında tamamlanıp açığa çıkarılacak daha enteresan verilerin toplanmasıyla, bence olayın yönü daha çok evrilir. Çünkü kazıların devam ettiği alan korunaklı ve gezilmesine müsaade edilmeyen alanlarla çevrili ve devam eden kazı alanları da mevcut.

 

* Tonlarca ağırlığındaki taşların nasıl çıkarıldığı, taşındığı ve dikildiği tam olarak açıklanabilmiş değil.

Kireçtaşı devasa tapınaklar, yazı, çömlek, tekerlek yok. İcat edilmemiş. Bir tarihi dönemden bahsediliyor.
Göbeklitepe ve Neolitik çağda kullanılan obsidyen taşı, doğru bilendiğinde modern neşterlerden kat kat daha keskin olan doğal bir kesici alet kullanılmış.

Çakmaktaşına, kirek taşına şekil vermek ki verilen şekillerde hepsi bir anlam bütünü ve arkeologlara göre çeşitli simgesel ve ritüelsel anlamlar taşıyor.

* Yılan, tilki, yaban domuzu ve akbaba gibi hayvanların anlamı hâlâ tartışılıyor.

Belki burada başlıyor asıl mevzu…

Göbeklitepe’nin nasıl inşa edildi değil, neden inşa edildiği sorgulanması gereken…

* Henüz keşfedilmemiş veya tamamen kazılmamış daha eski alanların bulunma ihtimali araştırmaların önemli konularından biri.

“Belki de öteki aleme açılan çıkmaz bir kapıydı?” diye ütopik bir varsayım da var.
Kapısı olmayan C yapısı bizim gördüğümüz. Son derece etkileyici, çarpıcı bir gezi idi.

Buzul çağı olacağına, kadar gidecek mi?” araştırmaların sonucu?

***

Bilmek, öğrenmek, araştırmak ve gezip görmek kadar insanı doyuran güzel bir duygu yoktur diye düşünüyorum…

“Çok okuyan mı bilir, yoksa çok gezen mi bilir?” derseniz?, ben de herkes gibi çok gezerken, öğrenen, okurken araştırandan yana kullanıyorum, oyumu.

Öğrenmek demişken Göbeklitepe’nin piramitlerden 7.000 yıl önce inşa edildiği bilgisi de muazzam bir şey değil mi?

 

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler