Ana SayfaGündemKÜRESEL ÖZENTİLİK VE KAYBOLAN MİLLİ HAFIZA

KÜRESEL ÖZENTİLİK VE KAYBOLAN MİLLİ HAFIZA

Bir toplumu ayakta tutan, onu bir millet kılan asıl harç ne yüksek binaları ne de ekonomik büyüklüğüdür. Bir milleti var eden yegâne güç; tarihinden, dilinden ve inancından süzülüp gelen öz değerleridir. Ancak ne yazık ki modern zamanlar, bizi sinsi bir kültürel fetret devriyle ve kendi ruh kökümüze yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Büyük bilim insanı ve düşünür Oktay Sinanoğlu, yaşadığımız bu trajik şuursuzluğu asırlarca unutulmayacak şu sarsıcı cümleyle özetlemişti: “Kendi değerlerine bu kadar ters, bu kadar düşman bir millet tarihte olmamıştır. Bu bilinçsizliği bugün Afrika’da bile bulamazsın.”

Dışarıdan bakıldığında ağır gelen bu tespit, ne yazık ki sokaklarımızda, tabelalarımızda, ekranlarımızda ve zihinlerimizde her gün acı bir şekilde somutlaşıyor. Dünyanın en kadim medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, adaletiyle ve zarafetiyle tarihe yön vermiş bir neslin torunları, bugün kendi kültürel mirasını bir yük gibi görme gafletine düşmüş durumda. Kendi dilini yozlaştıran, kendi inanç dünyasına ve milli ahlakına yabancı bir gözle bakan, hatta daha da acısı, kendi değerlerine fütursuzca düşmanlık eden bir kitleyle aynı çağda yaşıyoruz.

Bu topraklarda “aydınlanma” veya “modernleşme” adı altında, bu aziz milletin hafızası on yıllardır sinsice silinmeye çalışıldı. Batı’nın sadece tekniğini değil, tüm yozlaşmış yaşam tarzını sorgusuz sualsiz ithal edenler; bu milletin bin yıllık köklü çınarını budayıp yerine köksüz bir taklitçilik rüzgarı ektiler. Geldiğimiz noktada, sömürge geçmişi olan coğrafyalarda bile rastlanmayacak bir özenti ve kendi kimliğinden utanma hastalığı, adeta toplumsal yapımızı içten içe kemiriyor. Bir millet, kendi evlatlarının eliyle kendi kalesine balta vurur mu? Maalesef bizde vuruluyor.

Artık bu derin uykudan, bu kültürel şuursuzluktan uyanmak zorundayız. Kültürünü, dilini ve milli benliğini kaybeden toplumların haritalardan silinmesi an meselesidir. Bizlere düşen; Sinanoğlu’nun bu haklı ve sarsıcı ikazını bir çaresizlik manifestosu olarak değil, bir silkiniş ve uyanış çağrısı olarak kabul etmektir. Kendi değerlerimize ters düşenlerin sahte parıltılarına kapılmayı bırakıp, kendi özümüzün o vakur, asil ve birleştirici gücüne yeniden sarılmalıyız. Çünkü köklerini inkâr eden bir ağacın, rüzgâra karşı ayakta kalma şansı yoktur.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler