Ana SayfaGündemAnlamak İçin mi, Cevap Vermek İçin mi Dinliyoruz?

Anlamak İçin mi, Cevap Vermek İçin mi Dinliyoruz?

Geçenlerde bir dost meclisinde otururken fark ettim; masada altı kişi vardı ama aslında kimse kimseyle konuşmuyordu. Herkes aynı anda kendi hikayesini anlatıyor, bir diğeri sözünü bitirsin de sıradaki cümlemi söyleyeyim diye adeta pusuya yatmış bekliyordu. Kimse kimseden bir şey öğrenmek istemiyordu, çünkü Herkes Her Şeyi Biliyordu.
Gözümüzü ne tarafa çevirsek benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sosyal medya ekranlarından televizyon stüdyolarına, mahalle kahvesinden aile sofralarına kadar her yer “her konunun uzmanı” insanlarla dolu. Siyasetten ekonomiye, sağlıktan eğitime kadar her başlıkta cebinde kesin doğruları olan, üstelik bu doğruları başkalarının zihnine kakmaya kararlı bir kalabalığın ortasındayız.
Peki, bu kadar çok şey bildiğini iddia eden bu kadar çok insanın olduğu bir dünyada, neden kendimizi hiç bu kadar “anlaşılmamış” ve yalnız hissetmiyoruz?
Cevap çok basit: Söyleyecek çok sözümüz var ama birbirimizi duymaya ne sabrımız kaldı ne de niyetimiz.
Günümüz insanı, iletişim kurmayı bir “bilgi yarışı” ya da bir “münazara” sanıyor. Karşımızdaki henüz cümlesini bitirmeden, zihnimizde ona vereceğimiz yanıtın, sunacağımız karşı argümanı hazırlıyoruz. Yani anlamak için değil, sadece cevap vermek için dinliyoruz.
Oysa dinlemek, pasif bir eylem ya da bir zayıflık değildir. Aksine dinlemek; karşıdakine “Seni görüyorum, sana değer veriyorum ve senin dünyanı merak ediyorum” demenin en sessiz ama en güçlü yoludur.
Eski bilgelerin güzel bir sözü vardır: “Doğa bize iki kulak, bir ağız verdi; konuştuğumuzun iki katı kadar dinleyelim diye.” Biz ise bugün o dengeyi tamamen altüst ettik. Dinlemeyi bir zaman kaybı, “bilmiyorum” demeyi ise bir ayıp olarak görüyoruz. Oysa en büyük bilgelik, bir başkasının tecrübesine alan açabilmekte ve kendi bilmediğinin sınırlarını kabul edebilmektedir.
Gelin bu hafta kendimize küçük bir iyilik yapalım.
Bir dostumuz, bir komşumuz ya da evladımız bize bir şey anlatırken, zihnimizdeki o geveze sesi susturalım. Sözünü kesmeyelim, hemen tavsiye vermeye ya da kendi hikayemizi anlatmaya yeltenmeyelim. Sadece duralım ve gerçekten dinleyelim.
Göreceksiniz; haklı çıkma arzusunu bir kenara bıraktığımızda, insanları yeniden keşfetmeye ve kaybettiğimiz o samimi bağları tekrar kurmaya başlayacağız. Çünkü bu gürültülü çağda bir insana verebileceğimiz en kıymetli hediye, ona ayıracağımız dikkatli bir kulak ve yargısız bir yürektir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler