Ana SayfaKategorisizZAMAN SUSAR, ADALET KONUŞUR

ZAMAN SUSAR, ADALET KONUŞUR

Kalemin sustuğu yerde, kaderin yazdığı cümleler başlar…
Aynur MARAŞLI
Hayat, herkesin kendi hikâyesini yazdığı fakat son cümlesini kimsenin tek başına belirleyemediği büyük bir kitaptır. Kimi insan bu kitabın sayfalarına merhamet bırakır, kimi kibir… Kimi geçtiği yollara çiçek eker, kimi ardında kırılmış dallar, incinmiş yürekler ve kapanmayan yaralar bırakır.
Ne gariptir ki insan, bazen elindeki kalemin sonsuza kadar kendisinde kalacağını sanır. İftira ve yalanlarla başkalarının kaderine hükmedebileceğine, gerçeğin üzerini örterek hakikati karanlıkta bırakabileceğine inanır. Kendi kurduğu cümlelerle bir insanın hayatını değiştirebileceğini, masumiyetin sesini bastırabileceğini, çamura buladığı bir ismin bir daha temizlenemeyeceğini düşünür. Oysa çamur güneşi kirletmez, yalan hakikati öldürmez. İftira ise er ya da geç sahibine dönen zehirli bir oktur.
Bazı insanlar, başkalarının hayatına bıraktıkları karanlığı kendi aydınlıkları sanırlar. Birkaç yalanla yılların emeğini silebileceklerini, bir insanın itibarını gölgeleyerek kendi varlıklarını büyütebileceklerini düşünürler. Oysa her yalan, hakikatin kapısına bırakılmış bir borçtur ve hayat, o borcu hiç beklenmedik bir vakitte hatırlatır. Çünkü hiçbir gölge güneşten uzun ömürlü, hiçbir fırtına gökyüzünün sonsuz sahibi değildir.
İnsanın en büyük yanılgısı, hayatın bütün iplerini elinde tuttuğunu sanmasıdır. Oysa hayat, avuçta tutulan kum gibidir. Ne kadar sıkarsanız sıkın, bir gün parmaklarınızın arasından süzülüp gider.
Hayatın görünmeyen bir muhasebe defteri vardır. O deftere, kimsenin görmediği köşelerde kırılan kalpler, yutkunarak söylenemeyen sözler, gecenin karanlığında yastığa düşen gözyaşları yazılır. Haksızlık karşısında titreyen ama yine de kötülüğe bulaşmayan eller, içine gömülen çığlıklar ve sabırla taşınan acılar yazılır. Çünkü her suskunluk kabulleniş değildir. Bazı suskunluklar insanın onurunu korumak için sığındığı son liman, bazıları ise gökyüzüne bırakılmış kelimesiz bir duadır.
Bir gün gelir, hayat yıllardır kapalı duran bir pencereyi aralar ve rüzgâr yön değiştirir. Dün başkalarının önüne duvar örenler, kendi ördükleri duvarların gölgesinde kalır. Başkalarının yoluna taş koyanlar, kendi adımlarının ağırlığıyla yüzleşir. İşte o zaman insan anlar ki dünya yalnızca dönmez, bazen insanı kendi yaptıklarıyla da yüzleştirir.
Adalet her zaman alkışlarla gelen görkemli bir zafer değildir. Bazen sessizce kapanan bir kapı, bazen yarım kalan bir cümle, bazen de yıllardır içine attığı kırgınlıkları taşıyan bir insanın derin bir nefes alıp gökyüzüne bakabilmesidir.
İlahi adalet dediğimiz o büyük sır, insanın takvimine göre işlemez. Biz hemen olsun isteriz. Kırıldığımız gün anlaşılsın, incindiğimiz an görülsün, hakkımız yenildiğinde bütün teraziler aynı anda doğrulsun isteriz. Oysa hayatın saatiyle insanın sabrı her zaman aynı vakti göstermez. Bir tohumun toprağın altında geçirdiği karanlığı düşünün. Toprak susar, tohum susar, mevsim susar. Sonra bir sabah, kimsenin duymadığı o sessiz mücadele toprağı yarıp gün ışığına çıkar. Hakikatin yolculuğu da böyledir; görünmez diye yok, gecikir diye unutulmuş, sessiz diye güçsüz değildir.
İnsan, başkasının düşüşünden kendisine bir taç yapmamalıdır. Çünkü birinin kaybına sevinmekle yaşananlardan bir adalet duygusu çıkarmak arasında ince bir çizgi vardır. Asıl olgunluk, o çizgiyi geçmemek; kendisine yapılanı unutmadan kendisini incitene benzememektir. Kalbinde açılan yarayı başkasının yarasına dönüştürmemektir. Zira insanın gerçek asaleti, eline fırsat geçtiğinde ne yaptığıyla ölçülür.
Bugün yüksekten konuşan sesler yarın susabilir. Kalabalıklar dağılabilir, yollar ayrılabilir, hiç bitmeyecek sanılan hikâyeler bir gün son bulabilir. Fakat insanın ardında bıraktığı his kolay kolay silinmez. Kimileri gittikten sonra özlenir, kimileri gittikten sonra yalnızca sessizlik kalır. Bazen o sessizlik, geride kalanların ilk huzurudur.
Kimse kendi yolunu tek doğru, kendi sesini tek hakikat, karşısındaki insanın sabrını da çaresizlik sanmamalıdır. Hayat, kimsenin sonsuza kadar başrolünde kalamadığı bir sahnedir. Perde değişir, ışık başka bir yöne döner ve vakti geldiğinde herkes kendi vicdanının karşısında tek başına kalır.
İnanıyorum ki insanın en büyük zaferi, kendisine haksızlık yapanların yenilgisi değil, bütün yaşadıklarına rağmen kalbinin güzelliğini kaybetmemesidir. Çünkü intikam insanı geçmişe bağlar, adalet ise geleceğe bakabilme cesareti verir. Bize düşen, başkalarının sonunu yazmaya çalışmak değil, kendi hikâyemizin satırlarını temiz tutmaktır.
Varsın zaman bildiklerini hemen söylemesin, varsın bazı gerçekler yıllarca sessizliğin koynunda uyusun. Her gecenin bir sabahı, her sonbaharın bir yaprak dökümü, her hesabın da bir yüzleşme vakti vardır.
Zaman susar, adalet konuşur. İlahi adaletin ne zamanı şaşar ne de adresi…
Ve bazen hayatın verdiği en büyük cevap, insanın artık hiçbir şey söylemeye ihtiyaç duymamasıdır.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler