Ana SayfaGündemSuya Karşı Sorumluluğumuz

Suya Karşı Sorumluluğumuz

Bazen durup düşünüyorum; hayatta en çok neyin yokluğu canımızı yakar? Şöyle bardağımızı dolduracak tek bir damlaya bile muhtaç kalmadan, iş işten geçmeden suyun kıymetini gerçekten anlıyor muyuz? İtiraf edelim, çoğumuz musluğu her çevirdiğimizde akan o serinliği hiç bitmeyecek bir lütuf sanıyoruz. Ama penceremizi açıp dünyaya biraz dikkatli baktığımızda, o canım mavi emanetin elimizden yavaş yavaş kayıp gittiğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.
Gelin, açık konuşalım. Suya karşı sorumluluk deyince hemen aklımıza kamu spotları, basmakalıp “suyu boşa akıtmayın” sloganları geliyor değil mi? Geliyor ve ne yalan söyleyeyim, bir kulağımızdan girip diğerinden çıkıyor. Çünkü meseleyi sadece teknik bir “tasarruf” kodlaması olarak görüyoruz. Oysa bu, her şeyden önce bir vicdan ve aidiyet meselesi.
Düşünsenize, evde boşa akıttığımız her damla su, sadece ay sonu gelecek faturanın rakamını büyütmüyor. O damlada mahallenin köşesindeki ağacın, sokaktaki o sessiz, masum dostlarımızın, toprağın bağrındaki tohumun da hakkı var. Biz bu doğanın sahibi ya da efendisi değiliz ki; sadece onun bir parçasıyız. Hal böyleyken, başkasının hakkı olanı böyle hoyratça harcamaya ne hakkımız var?
Üstelik mesele sadece musluğu kapatmakla da bitmiyor. Giydiğimiz o rengarenk kıyafetler, tabağımızda bırakıp çöpe döktüğümüz yemekler… Hepsini üretmek için tonlarca su harcanıyor. Yani aslında hunharca tükettiğimiz her şeyle, dünyanın can damarını biraz daha kurutuyoruz.
Peki, ne yapacağız? Bir mucize mi bekleyeceğiz? Hayır. Değişim tam olarak bizim evden, bizim mutfaktan, bizim banyodan başlayacak.
Diş fırçalarken o musluğu kapatmak ayıp değil, aksine bir insanlık görevi. O boşa akan saniyeler, yarın bir gün muhtaç kalacağımız koca bir bardağın ta kendisi. Mutfakta sebzeleri yıkadığımız o suları doğrudan lavaboya dökmek yerine bir kapta biriktirip balkondaki çiçeğe vermek, sokaktaki canların kapısına koymak o kadar zor olmasa gerek. En önemlisi de, suya baktığımızda sadece bir “likit” değil, yaşamın ortak kalbini görmek.
Eskiler “Su akar, yolunu bulur,” derdi. Doğru, bulur ama biz böyle devam edersek, o yolun sonu derin bir sessizlik ve kupkuru bir çatlak olacak. Geleceğe, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne para ne pul; temiz, kana kana içilecek masmavi bir su ve yeşil bir dünya.
Bugün musluğu her açtığımızda, akanın sadece su değil, zamanın ve yaşamın ta kendisi olduğunu hatırlayalım. Suyun sesine kulak verelim; çünkü o ses kesilirse, inanın hepimizin sesi kesilir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler