Ana SayfaGündemMükemmellik Tuzağı

Mükemmellik Tuzağı

Dışarıdan bakıldığında her şeyi bir takvime oturtmuş, zamanı ustalıkla bölen, hem işine hem evine hem de kendi küçük hobilerine yetişebilen o “düzenli” insan imajı ne kadar da konforlu görünüyor, değil mi? Günlük koşturmacanın ortasında bir elinde bitirilmesi gereken görevler, diğer elinde ilmek ilmek işlenen bir el emeği, zihninde ise akşama yetiştirilecek fikirler varken dışarıya yansıyan o dinginlik, çoğu zaman büyük bir gayretin eseri. İnsanlar sizin hayatı ne kadar güzel organize ettiğinizi, her şeye nasıl zaman bulabildiğinizi söylerken siz de bu övgüleri sessizce kabul edip gülümsersiniz. Ancak o masanın başına geçip yalnız kaldığınızda, dışarıya çizdiğiniz o derli toplu tablonun arkasındaki zihinsel dağınıklık bir an olsun susmaz. İçinizdeki o görünmez orkestra şefi, batonu elinden düşürdüğü an koca bir gürültü başlar. Bir yanda tamamlanmış görevlerin getirmesi gereken o huzur dururken, diğer yanda “Daha fazlasını yapabilirdin, şuraya da yetişmeliydin, bu detay da eksik kaldı” diye fısıldayan acımasız bir ses yankılanır. Kendi koyduğunuz yüksek standartların altında ezilirken, aslında hiçbir şeye tam anlamıyla yetişemediğiniz gerçeğiyle baş başa kalırsınız.
Öyle anlar olur ki, aynı gün içinde hem işteki sorumlulukları kusursuzca teslim etmeye çalışır hem ailenizin beklentilerine yanıt verir hem de zihninizi dinlendirmek adına sığındığınız bir el işinin başına oturursunuz. Masaya serdiğiniz o ipler, defterler ve yapılacaklar listesi ilk bakışta bir üretkenlik şöleni gibi durur. Oysa o masada oturan insan, zihninde aynı anda on farklı odayı temizlemeye çalışan yorgun bir zihinden başkası değildir. “Kendime vakit ayırıyorum” dediğiniz o hobi anında bile içinizden bir parça, unuttuğunuz veya ertelediğiniz diğer sorumlulukların vicdan azabıyla kıvranır. Ne kendinizi tam anlamıyla o anın dinlendirici akışına bırakabilirsiniz ne de bitirdiğiniz işlerin gururunu yaşayabilirsiniz. Yetersizlik hissi, en üretken olduğunuz günün akşamında bile sinsi bir gölge gibi gelip başköşeye oturur.
Ben de zaman zaman kendi kurduğum bu kusursuzluk tuzağına düşüyorum. Her şeye yetişebileceğimi, her role aynı mükemmellikte bürünebileceğimi sanırken aslında kendimden çaldığımı fark ediyorum. Dışarıya “sakin ve organize” bir profil çizerken, kendi içimde fırtınalar koptuğunu kabullenmek kolay değil. Belki de asıl olgunluk, her şeye yetişebilmekte değil; bazı şeylerin yarım kalmasına, bazı günlerin dağınık geçmesine ve kendimize “Bugün de bu kadarı yetti” diyebilmekte yatıyor. Kendi sınırlarını başkalarına karşı korumayı öğrenen insanın, en çok da kendi içindeki o bitmek bilmeyen “daha fazlası” baskısına sınır koyması gerekiyor. Belki de yarım kalmış bir iş, eksik bırakılmış bir detay, kontrolü kaybettiğimiz o dağınık anlar bizi insan yapan ve nefes almamızı sağlayan yegane boşluklardır.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler