Ana SayfaGündemÖMÜR VE MİSAFİRLİK

ÖMÜR VE MİSAFİRLİK

İnsan dünyaya yerleştiğini sanıyor. Evler kuruyor, eşyalar biriktiriyor, yarınlara dair hesaplar yapıyor. Daha vakit çokmuş gibi erteliyor bazı şeyleri. Sevmeyi, affetmeyi, bir kapıyı çalmayı, bazen sadece “iyi misin?” demeyi… Sanki hep burada kalacakmışız gibi. Oysa hepimiz kalkacağı saati bilmeyen misafirleriz.

Dünya büyük bir misafirhane gibi geliyor bana. Ömür de bize bir süreliğine verilmiş bir oda… Geliyoruz, perdelerini açıyoruz. Duvarlarına sevdiklerimizin yüzlerini, yaşadıklarımızı, hatıralarımızı asıyoruz. Sonra zaman geçiyor ve o odayı kendimizin sanmaya başlıyoruz. Halbuki anahtar bizim değil. Emanet. Ömür de öyle değil mi zaten?

Belki insanın en çok unuttuğu şey bu. Kendisine verilen her şeyi sahipleniyor. Evim diyor, param diyor, malım diyor, zamanım diyor… Ama bir gün hepsinin başına küçücük bir kelime geliyor: “Vardı.” İşte insan bunu düşününce biraz duruyor.

Çünkü giderken dolaplarımızı yanımıza alamayacağız. Ne kadar kazandığımızı, kaç odamız olduğunu, hangi koltukta oturduğumuzu kimse sormayacak belki. Ama birinin kalbinde bıraktığımız yer kalacak. Bir yetimin başını okşadıysak o kalacak. Bir insanın en zor gününde yanında durmuşsak o kalacak. Kırabilecekken sustuysak, affettiysek, birinin ardından güzel bir dua etmişsek… Belki bizim gerçek eşyalarımız bunlar.

İnsan dünyaya biraz misafir gözüyle bakınca elindekilerin kıymetini de başka türlü anlıyor. Sabah perdeyi açtığında içeri giren güneş mesela… Ne kadar sıradan geliyor. Bir bardak su, bir lokma ekmek, evden gelen bir ses, kapıdan içeri giren sevdiğimiz bir insan… Her gün olduğu için kıymetini unutuyoruz. Oysa bir gün olmayınca anlıyoruz, sıradan sandığımız şeylerin aslında ne büyük nimet olduğunu.

Ömür hep büyük hadiselerin içinde geçmiyor ki… Bazen bir çayın buharında geçiyor. Bazen balkondan gökyüzüne bakarken. Bazen bir çocuğun gülüşünde. Bazen annenin duasında. Bazen de kimseye anlatamadığın bir derdi Allah’a anlatırken… Ve biz bunları yaşarken takvim sessizce eksiliyor.

Ne garip… Her doğum gününde yaşımıza bir yıl daha eklendiğini söylüyoruz. Oysa belki de ömrümüzden bir yıl daha eksiliyor. İnsan bunu anlayınca bazı şeyleri eskisi kadar büyütemiyor. Kimin haklı olduğu, kimin önce aradığı, kimin daha çok kazandığı, kimin evi, arabası, hayatı daha güzel… Ne kadar küçük şeyler aslında.

Aynı gökyüzünün altında birkaç mevsim kalıp gideceğiz. Madem misafiriz, bari güzel misafirlik edelim. Bir sofradan kalkarken nasıl arkamızı dağıtıp gitmek istemiyorsak, bu dünyadan giderken de ardımızda kırılmış kalpler bırakmayalım.

Bir gün ismimiz bir yerde geçtiğinde birinin yüzünde küçücük bir tebessüm olsun. “İyi insandı,” desin. “Bana bir iyiliği dokunmuştu.” Belki insanın dünyadan götürebileceği en güzel azık budur.

 

Çünkü sonunda anahtarı hepimiz teslim edeceğiz. Mesele odada ne kadar kaldığımız değil. O odadan çıkarken ardımızda ne bıraktığımız…

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler