Ana SayfaYaşamKültür SanatDadaloğlu'nun İzinde Kayseri'nin Türkmen Kimliği

Dadaloğlu’nun İzinde Kayseri’nin Türkmen Kimliği

Türkmen olmak bir kimlik değil, bin yıllık bir medeniyetin adıdır.

Bazen bir şair, yazdığı şiirlerden çok daha fazlasını anlatır. Yaşadığı dönemi, milletinin karakterini, yaşadığı coğrafyanın ruhunu ve tarihin derinliklerinden gelen sesi gelecek nesillere taşır. İşte Dadaloğlu da böylesine büyük bir ozandır.
Onu yalnızca “Ferman padişahın, dağlar bizimdir.” dizeleriyle tanımak eksik olur. Çünkü Dadaloğlu; Avşarların, Türkmenlerin, Çukurova’nın, Uzunyayla’nın, Binboğa’nın ve Kayseri’nin ortak hafızasıdır.
Bugün toplumda sıkça kullanılan Yörük, Türkmen ve Avşar kavramlarının çoğu zaman birbirine karıştırıldığını görüyoruz. Oysa bunlar birbirinden kopuk kimlikler değildir. Türkmen, Oğuz boylarının ortak adıdır. Avşar, Kayı, Kızık, Eymür, Salur ve diğerleri ise bu büyük millet ağacının dallarıdır. Anadolu’nun içlerinde yaşayanlara Türkmen, batıya göç edenlere ise Yörük denilmiştir. Değişen insan değil, sadece kullanılan isimdir.
Kayseri ise bu kültürel mirasın en güçlü merkezlerinden biridir.
Şehrimizin tarihine baktığımızda mahalle isimlerinden aşiret kayıtlarına, vakıf belgelerinden halk kültürüne kadar her yerde Türkmen damgasını görmek mümkündür. Kara Keçililer, Kayılar, Kızıklar, Avşarlar, Eymürler ve daha nice Oğuz boyu, asırlar boyunca Kayseri’nin mayasını oluşturmuştur.
Moğol istilasının ardından yeniden ayağa kaldırılan Kayseri’nin kuruluşunda da Türkmen beylerinin büyük rolü vardır. Kadı Burhaneddin’den Alaaddin Ali Bey’e kadar birçok devlet adamı bu kültürün temsilcisidir. Bu nedenle Kayseri’nin tarihini Türkmenlerden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar kökenlerini ifade etmekten çekiniyor. Oysa Türkmen olmak utanılacak değil; iftihar edilecek bir mirastır. Çünkü Türkmenlik, yalnızca bir soy adı değil; Anadolu’yu vatan yapan anlayışın adıdır.
Dadaloğlu da işte bu anlayışın sesi olmuştur.
ve 19. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin iskân politikaları nedeniyle Türkmen obaları büyük sıkıntılar yaşamış, göçler, sürgünler ve çatışmalar yaşanmıştır. Dadaloğlu, bütün bu hadiseleri yaşayarak şiirlerine aktarmış; milletinin acısını, yiğitliğini ve hürriyet sevdasını ölümsüzleştirmiştir.
Bu yüzden;
“Ferman padişahın, dağlar bizimdir.”
sözü sadece bir başkaldırının değil, hür yaşama iradesinin sembolü hâline gelmiştir.
Ancak Dadaloğlu’nun şiirleri sadece mücadeleyi anlatmaz. Onun dizelerinde sevgi vardır, vatan sevgisi vardır, tabiat vardır, insan vardır. Binboğa’nın rüzgârını, Erciyes’in heybetini, Çukurova’nın bereketini ve Anadolu insanının tertemiz Türkçesini bulursunuz.
O, sadece bir aşiretin değil; bütün Türk milletinin ozanıdır.
Bugün bize düşen görev, Dadaloğlu’nu sadece türkülerde yaşatmak değil; anlattığı tarihi, kültürü ve medeniyet mirasını da doğru anlamaktır.
Çünkü milletler geçmişlerini unuttuklarında geleceklerini de kaybetmeye başlarlar.
Kayseri’yi anlamak isteyen önce Türkmen kültürünü tanımalıdır.
Dadaloğlu’nu anlamak isteyen ise Anadolu’nun ruhunu dinlemelidir.
Ve o ruh, asırlardır aynı sözü söylemektedir:
“Ferman padişahın olabilir… Ama bu milletin hafızası dağlar kadar eskidir.”
Seyit Burhanettin AKBAŞ

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler