Ana SayfaKategorisizKayseri’nin Lezzet Hafızası

Kayseri’nin Lezzet Hafızası

 

Bir şehrin mutfağı, yalnızca ne pişirdiğiyle değil, sahip olduğu lezzetleri dünyaya ne kadar anlatabildiğiyle de ölçülür.

Kayseri’nin tarihi de mutfağı da zengin. Ancak zengin olmak yetmiyor. Bu değerleri tanıtmak, markalaştırmak ve ekonomik kazanca dönüştürmek gerekiyor. Kayseri’nin gastronomide hak ettiği yerde olduğunu söylemek bugün için zor. Çünkü şehrin mutfak kültürü, sahip olduğu potansiyelin gerisinde bir tanıtım gücüyle anılıyor.

Son dönemde Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’ın öncülüğünde düzenlenen festivaller, bu açıdan önemli bir hareketlilik oluşturuyor. Başkan Büyükkılıç’ın yaktığı bu meşale çok kıymetli. Kayseri, sanayisinin, ticaretinin ve tarihî mirasının yanına kültür, bilim ve gastronomi etkinliklerini de eklemeye çalışıyor.

Türkiye’nin en büyük millet bahçelerinden biri olan Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nin bu etkinliklere ev sahipliği yapması da doğru bir tercih. Bir hafta bilim festivali, diğer hafta gastronomi günleri… Aynı alanın farklı organizasyonlarla değerlendirilmesi, şehrin etkinlik takvimine hareket getiriyor.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Festival düzenliyoruz, peki geriye ne kalıyor?

Bir organizasyonun başarısı yalnızca ziyaretçi sayısıyla, kurulan stantlarla ya da etkinlik boyunca oluşan kalabalıkla ölçülemez. Asıl başarı, şehrin değerlerinin ne kadar tanıtıldığı, kaç yeni insana ulaştığı ve bu hareketliliğin kalıcı bir kazanıma dönüşüp dönüşmediğidir.

Kayseri Gastronomi Günleri’nde Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen ünlü şefler ağırlandı, çok sayıda lezzet ziyaretçilerle buluşturuldu. Bu, Kayseri mutfağını tanıtmak için önemli bir fırsattı. Ancak festivalin ortaya koyduğu bir gerçek daha var: Kayseri’nin gastronomi hikâyesi, birkaç bilinen ürünün gölgesinde kalmamalı. Festivale gelen ünlü şeflerin altını çizdikleri en önemli detayda bu zaten. Mantı’nın, Sucuğun ya da pastırmanın artık reklama ihtiyacı yok, bu üçlünün gölgesinde kalanları ön plana çıkartmak gerek.

Kayseri denildiğinde ilk akla gelenler belli: Mantı, pastırma ve sucuk.

Bunlar şehrin marka değerleri. Tanıtılmaları, korunmaları ve daha geniş pazarlara ulaştırılmaları elbette önemli. Fakat Kayseri mutfağını bu üçlüyle anlatmaya devam edersek elimizdeki büyük zenginliğin önemli bir bölümünü kendimiz görünmez hâle getiririz.

Kayseri mutfağı, mantıdan ibaret değil. Sorun, bu gerçeği yeterince anlatamamamızda.

Pınarbaşı’nın kimyonu, yağlama, nevzine, Develi cıvıklısı, Cırgalan biberi, Tomarza’nın kabak çekirdeği, Gömeç’in fasulyesi ve daha nice yerel değer… Bunların her biri Kayseri’nin gastronomi kimliğinin bir parçası. Peki, bu ürünlerin kaçı şehir dışından gelen bir ziyaretçinin aklına Kayseri denildiğinde geliyor? Kaçının üretim hikâyesi biliniyor, kaçı bir turizm rotasının parçası hâline getirilmiş durumda?

 

İşte asıl mesele burada.

Pınarbaşı’nın kimyonunu başkalarının keşfetmesini beklememeliyiz. Yağlamayı yalnızca yerel sofralarda bırakmamalı, nevzineyi daha geniş kitlelerle buluşturmalıyız. İlçelerimizin ürünlerini ve yemeklerini, Kayseri’nin gastronomi markasının güçlü temsilcilerine dönüştürmeliyiz.

Çünkü bilinen lezzetler markayı güçlendirir; keşfedilmeyi bekleyen lezzetler ise büyütür.

Peki, bunu nasıl yapacağız?

Kayseri’nin ihtiyacı, birkaç gün süren festivallerin ötesine geçen kalıcı bir projedir: Kayseri Lezzet Rotası.

Gastronomi turizmi, yılda bir kez düzenlenen etkinliklerle sınırlı tutulamaz. Festival biter, stantlar kaldırılır, ziyaretçiler şehirden ayrılır. Eğer geriye yeni bir ziyaret nedeni, güçlü bir tanıtım ağı ve ekonomik bir kazanım kalmıyorsa yapılan organizasyonun etkisi de kısa sürede azalır.

Kayseri Lezzet Rotası, tam da bu noktada devreye girmeli.

Tarihî Kayseri çarşılarından başlayıp restoranlara, geleneksel üretim noktalarına, ilçelere ve kırsal mahallelerdeki yerel sofralara uzanan kapsamlı bir güzergâh oluşturulmalı. Her ilçenin kendine özgü yemekleri ve ürünleri belirlenmeli, unutulmaya yüz tutmuş tarifler kayıt altına alınmalı. Yerel üreticiler ve işletmeler bu sistemin bir parçası hâline getirilmeli.

Develi’de cıvıklıyı, şehir merkezinde yağlama ve nevzineyi, Cırgalan’da biberi, Tomarza’da kabak çekirdeğini, Pınarbaşı’nda kimyonu öne çıkaran duraklar oluşturulabilir. Ancak iş, birkaç tabela asmakla bitmemeli. Ziyaretçi gittiği yerde ürünün hikâyesini öğrenmeli, üretimini görmeli, yerel kültürü deneyimlemeli ve doğrudan üreticiden alışveriş yapabilmeli.

Dijital haritalar hazırlanmalı, güzergâhlar tanımlanmalı, işletmelerin bilgileri erişilebilir hâle getirilmeli. Kayseri’ye gelen bir turist, nerede ne yiyeceğini, hangi yöresel ürünün hangi ilçede üretildiğini ve bu deneyime nasıl ulaşacağını kolayca öğrenebilmeli.

Böyle bir proje, gastronomi turizmini şehir merkezine sıkıştırmaz. İlçelere ve kırsal mahallelere taşır. Üreticiye yeni pazar, esnafa yeni müşteri, turizm sektörüne yeni bir hareket alanı açar. Yerel ürünler yalnızca kültürel miras olarak korunmakla kalmaz, ekonomik değer de kazanır.

Bir festival şehre ziyaretçi getirir; kalıcı bir lezzet rotası, ziyaretçiye yeniden gelmesi için neden sunar.

Elbette bunun için belediyelerin, üniversitelerin, ticaret odalarının, turizmcilerin ve üreticilerin birlikte çalışması gerekiyor. Her kurumun kendi başına yürüttüğü çalışmalar yerine ortak bir plan hazırlanmalı. Ürünler belirlenmeli, tanıtım stratejisi oluşturulmalı ve sonuçlar ölçülmeli.

Ünlü şefleri festivale getirmek değerlidir. Fakat asıl hedef, o şeflerin Kayseri’den ayrıldıktan sonra da bu mutfağı anlatması olmalı. Festivalde tanıtılan ürünlerin sonrasında da talep görmesi, ziyaretçilerin aynı lezzetleri yeniden tatmak için şehre gelmesi ve yerel işletmelerin yıl boyunca bu hareketlilikten yararlanması gerekiyor.

Bunun yolu, her yıl benzer etkinlikleri tekrarlamaktan değil, her organizasyonun üzerine yeni bir değer koymaktan geçiyor. Her festival yeni bir ürünü öne çıkarmalı, her tanıtım çalışması yeni bir hikâyeyi duyurmalı, her proje kalıcı bir kazanım üretmeli.

Festival birkaç gün sürer, doğru tanıtım yıllarca kazandırır.

Kayseri’nin festivaller şehri olma yolunda attığı adımlar kıymetli. Başkan Memduh Büyükkılıç döneminde oluşan bu hareketlilik, kalıcı ve ölçülebilir projelerle desteklenirse şehre daha fazla katkı sağlayabilir. Hedef, yalnızca etkinlik takvimini doldurmak değil; Kayseri’nin kültürel zenginliğini turizme, turizmi yerel ekonomiye dönüştürmek olmalı.

Kayseri’nin anlatacak çok hikâyesi, tanıtacak çok değeri var. Ancak bu değerleri önce kendimiz sahiplenmeli, ardından doğru yöntemlerle dünyaya anlatmalıyız.

Şimdi mesele, kurulan sofraları festival alanının dışına taşımak; Kayseri’nin gastronomi iddiasını şehir merkezinden ilçelere, oradan kırsal mahallelere kadar yaymak.

Kayseri’nin lezzeti bir festivale sığmaz. Bu lezzetin yolu bütün şehre uzanmalı.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler