Ana SayfaGündemDinlemeden Yargılayanlar

Dinlemeden Yargılayanlar

Dünyayı kendi zihnimizin dar pencerelerinden seyretmeye öyle alıştık ki, karşılaştığımız her yeni insanı veya fikri anlamak yerine hemen bir rafa kaldırmayı tercih ediyoruz. Etrafımız, henüz ilk cümlesini tamamlamamış birinin sonunu bildiğini iddia eden, okumadığı kitabın özetini çıkaran, gitmediği şehirleri felsefesiyle yeren insanlarla dolu. Her konuda söylenecek kesin bir sözü, kesilip atılacak biçilmiş bir kaftanı olan bu kitle için dünya son derece basit; çünkü onlar için soru işaretleri yok, sadece peşin hüküm noktaları var.
Önyargı, insan zihninin gerçeği aramak yerine kolaya kaçma refleksidir. Tanımak emek ister; dinlemeyi, gözlemlemeyi ve en önemlisi kendi yanılabilirliğini kabul etmeyi gerektirir. Oysa peşin fikirli olmak zahmetsizdir. Cebinizde hazır etiketlerle dolaşırsınız ve karşılaştığınız her yeni duruma bu etiketlerden birini yapıştırıp geçersiniz. Böylece zihninizi yormaz, konfor alanınızdan çıkmaz ve kendi haklılığınızın o sığ huzurunda yaşamaya devam edersiniz.
İşin en trajik tarafı, bu insanların hayatın sunduğu en güzel duygu olan şaşırma yetisini kaybetmiş olmalarıdır. Onların dünyasında mucizelere ya da karşılıksız bir iyiliğe yer yoktur. Komşunun samimiyetinde bir çıkar, bir insanın başarısında bir kolaycılık, farklı bir düşüncede ise mutlaka bir art niyet görürler. Her şeyin arkasında bir komplo aramak, zihni bitmeyen bir nöbet tutmaya mahkûm eder ve insanı çevresine karşı yorgun bir şüpheciye dönüştürür.
Ne var ki, hayatı bu kadar peşin hükümlerle yaşamak görünüşte insanı koruyor gibi dursa da, aslında onu büyük bir tecrübe yoksulu yapar. Kendi ördüğü kalın duvarların ardında kalan biri, içeriye tehlikelerin girmesini engellerken, hayatın sunabileceği tüm güzellikleri, sürprizleri ve dostlukları da dışarıda bırakmış olur. Başkalarını bir kalıba sokmaya çalışırken, আসলে en büyük hapishaneyi kendi zihnine inşa eder.
Zamanla bu tavır, sadece bireysel ilişkileri değil, içinde yaşadığımız toplumun kılcal damarlarını da zedeler. Birbirini dinlemeyen, anlamaya çalışmayan, sadece kendi zihnindeki önyargılarla çatışan topluluklar ortaya çıkar. Dedikodu ile gerçeğin, peşin hüküm ile adaletin birbirine karıştığı bu iklimde; güven duygusu zayıflar, hoşgörü yerini keskin bir kutuplaşmaya bırakır. Karşımızdakini bir “insan” olarak değil, zihnimizdeki “etiket” olarak görmeye başladığımız an, toplumsal empatiyi de kaybetmiş oluruz.
Günün sonunda, “ben zaten biliyordum” haklılığı insana geçici bir tatmin verse de, kalıcı bir yalnızlıktan başka bir şey getirmez. Hayat, peşin hükümlerle noktalanacak kadar dar ve renksiz değildir. Gözlüklerimizi değiştirip, her insana ve her olaya bir şans vermek; yargılamak yerine anlamayı seçmek belki biraz çaba gerektirir ama bizi çok daha zengin bir dünyanın parçası yapar. Unutmayalım ki; anlamak soru işaretleriyle başlar, önyargı ise zihnin kapılarına vurulmuş paslı bir kilittir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler