Pazartesi, Nisan 20, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemOKULDA DEHŞET, EVDE BOŞLUK: GENÇLİĞİ KİM KAYBETTİ?

OKULDA DEHŞET, EVDE BOŞLUK: GENÇLİĞİ KİM KAYBETTİ?

Bugüne kadar bu köşede; ahlakın terazisinden dijital aile boşluğuna, milli mirasımızdan eğitimdeki aile rolüne kadar otuzun üzerinde yazı kaleme aldım. Hep aynı noktaya işaret ettim: “Ev yanarsa, sokak aydınlanmaz!” Eğer bir toplumun aile yapısı çatırdıyorsa, o toplumun sokaklarında huzur, okullarında ise güven aramak boş bir hayalden ibarettir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen son haberler, evdeki o sessiz yangının artık toplumu kavuran bir felakete dönüştüğünü acı bir şekilde tescilledi.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki facianın ardından ortaya çıkan tabloda, bir öğretmenin fail hakkındaki tespiti aslında her şeyi özetliyor. Katil zanlısı öğrenciyi en yakından gözlemleyen öğretmenimiz, o gencin okulla bağının nasıl koptuğunu şu sözlerle tarif ediyor: “Okula gelmek istemezdi, geldiği an hemen gitmek isterdi.”

Bu cümle, sadece bir devamsızlık hikayesi değil; bir gencin eğitimden, disiplinden ve toplumsal değerlerden nasıl firar ettiğinin kanıtıdır. Savaş oyunlarının pençesinde, psikolojik travmaların eşiğinde, değerlerinden koparılmış bir gençlik profili artık karşımızdadır. Yaşananlar sadece birer “asayiş vakası” değil, aileden başlayan ve okula sıçrayan sosyolojik bir iflastır.

Bu konuda sadece köşe yazılarımda uyarılar yapmakla kalmadım; çözümün adresi olarak gördüğüm CİMER üzerinden devletimize somut bir proje dosyası da sundum. Bu başvurumda, ebeveynlerin bilinçlendirilmesinin artık bir temenni değil, zorunlu bir devlet politikası olması gerektiğini kararlılıkla vurguladım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ailedeki bu derin deformasyonu onarmak için radikal adımlar atmalıdır. Çocuk eğitiminde ebeveynlerin zorunlu eğitime tabi tutulması, dijital dünyanın kontrolsüz boşluğunda savrulan evlatlarımızı koruyacak en güçlü kalkandır.

Evet, devletimiz refleksini göstermiş; güvenlik önlemlerini artırmış ve suçluları adalete teslim etmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki; emniyet tedbirleri sadece “sonucu” kontrol altına alır, “sebebi” değil. Polis kapıda bekleyebilir ama çocuğun ruhundaki şiddeti kapıda durduramazsınız.

Şimdi sormamız gereken soru şudur: Eğitim sadece dört duvar arasına hapsedilerek çözülebilir mi? Evde verilemeyen temel ahlakı, terbiye ve disiplini sadece okuldan beklemek ne kadar gerçekçidir? Sosyolojik anlamda bu kadar yıpranmış bir yapıda, “zorunlu eğitim” kavramını ebeveynleri de kapsayacak şekilde yeniden tartışmaya açmalıyız.

Zira okul duvarlarını ne kadar yükseltirsek yükseltelim, o binanın temeli olan “aile” sağlam değilse, yapı yıkılmaya mahkumdur. Bu dehşet görüntülerini bir daha yaşamamak için, önce evin içindeki o yangını söndürmek zorundayız.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler