Cuma, Ocak 30, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaYaşamSağlıkKomplikasyon Kılıfı Altında Adaletsizlik mi?

Komplikasyon Kılıfı Altında Adaletsizlik mi?

Sağlık, hayatımızdaki en hassas alanlardan biri. Ancak hastanelerde yaşanan her süreç, yalnızca tıbbın değil, aynı zamanda hukukun da konusu. Bir ameliyata karar verilirken, acil serviste beklerken, bir tedavinin reddi ya da kabulü sırasında, hatta bir reçete yazıldığında bile hukuk devreye girer. Çoğu zaman fark etmesek de, “sağlık hukuku” dediğimiz geniş alan tam da bu görünmez detaylarda kendini gösterir. Sağlık hukuku ve tıbbi uygulama hataları üzerine çalışan bir hukukçu ve fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında öğretim üyesi olarak, sahadaki pratik sorunlarla hukuki süreçlerin kesiştiği noktaları bu köşede sizlerle paylaşacağım.

Bu yazı dizisinde, karmaşık görünen sağlık hukuku konularını sade bir dille ele alacağım. Sağlık çalışanlarının sorumluluklarını, hastaların haklarını, sigorta süreçlerini, tıbbi müdahalelerdeki hukuki sınırları ve güncel tartışmaları, hukukçu olmayan okurların da anlayabileceği örneklerle anlatmayı hedefliyorum.

Köşemizin ilk yazısında, hatalı tıbbi uygulamalara en sık rastlanılan alanlardan biri olan kadın doğum pratiğinden söz etmek istiyorum. Doğum, hastalıklara yönelik tedavilerden farklı olarak fizyolojik bir süreçtir. Ancak fizyolojik olması, hukuki risk taşımadığı anlamına gelmez. Doğum eyleminin sorunsuz tamamlanması da sağlık hukuku kapsamında değerlendirilen önemli bir süreçtir. İnsanın biyolojik yapısı gereği normal doğum, anne ve bebek sağlığı açısından pek çok avantaj sunar. Ancak doğum eylemi, yüzyıllardır benzer riskleri barındırmaktadır. Tıp biliminin ve teknolojinin gelişimi ile bu risklerin birçoğu günümüzde önceden öngörülebilir ve müdahale edilebilir hâle gelmiştir. Örneğin, normal doğum sırasında bebeğin kanalda sıkışarak oksijensiz kalması ve buna bağlı beyin hasarı gelişmesi veya hayatını kaybetmesi, geçmişte kaçınılması güç bir riskken; bugün bu durum ultrason bulguları, NST takibi ve annenin klinik bulguları ile çoğu zaman önceden fark edilebilmektedir. Böyle bir durum öngörülebiliyorsa, zamanında müdahale etmek —örneğin sezaryene geçmek— hekimin hukuki sorumluluğudur. Fakat yargıya taşınan pek çok doğum vakasında mahkemelerin, tıbbi alanın teknik niteliği gereği bilirkişi raporlarına neredeyse bütünüyle bağlı kaldığı görülmektedir. Bu noktada en büyük sorunlardan biri, komplikasyon kavramının yanlış yorumlanmasıdır. Komplikasyon, tüm tıbbi özen gösterilmiş olsa bile öngörülemeyen ve önlenemeyen durumları ifade eder. Ancak bazı dosyalarda, aslında önlenebilir nitelikte olan klinik tabloların “komplikasyon” olarak nitelendirilmesi ciddi adaletsizliklere yol açabilmektedir. Burada asıl mesele hekimin kötü niyeti değil; bilirkişilik sisteminin teknik konularda çoğu zaman mesleki dayanışmaya dayalı reflekslerle hareket etmesi, yani “meslektaşını koruma eğilimi” göstermesidir. Oysa hukuk açısından belirleyici olan soru şudur: “Mevcut tıbbi bilgiler ve teknolojik imkânlar çerçevesinde bu olumsuz sonuç öngörülebilir ve önlenebilir miydi?” Eğer cevap “evet” ise, ortaya çıkan sonuç komplikasyon değil, tıbbi malpraktis kapsamında değerlendirilmelidir.

Doğum gibi hayati süreçlerde hem anne hem de bebek için saniyelerle ifade edilen kararların büyük önem taşıdığı düşünüldüğünde, bu ayrım sadece hukuki değil, toplumsal bir gereklilik hâline gelmektedir. Bir sonraki yazıda, bu konuda Yargıtay’ın komplikasyon kavramı üzerine görüş değişikliğine işaret eden güncel değerlendirmelerini daha ayrıntılı ele alacağım. Komplikasyon kavramı, doğru kullanıldığında hem hekimi hem hastayı koruyan bir hukuki zırhtır. Ancak öngörülebilir ve önlenebilir sonuçlar bu kavramın arkasına gizlendiğinde, adalet yara alır. Sağlıkta güvenin sağlanabilmesi için gerçek komplikasyonla ihmalin birbirinden açık bir şekilde ayrılması artık bir zorunluluktur.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler