Pazartesi, Mart 2, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana Sayfaİşte HayatGörünmez Mesainin Sessiz Yorgunluğu

Görünmez Mesainin Sessiz Yorgunluğu

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber başlayan o maratonun aslında kaç kulvarda birden koşulduğunu sadece biz biliyoruz. Dışarıda profesyonel bir dünyanın gereklerini yerine getirip dosyalarla ve toplantılarla boğuşurken, zihnimizin bir köşesinde hep o “ev hali” asılı duruyor. Ofis kapısından çıktığımızda mesaimiz bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor; topuklu ayakkabıları fırlatıp mutfak önlüğüne sarıldığımızda, dışarıdaki o güçlü kadının yerini her şeye yetişmesi gereken bir gizli kahraman alıyor. Ancak bu amansız yetişme çabasının ortasında, hayatın o en zarif, en tekrarlanamaz anlarını sessizce kurban ediyoruz. Mükemmeliyetçilik tuzağına düşüp her yer pırıl pırıl olsun, hiçbir iş aksamasın diye çırpınırken; aslında bir çocuğun uykulu gözlerle bize anlattığı o heyecanlı hikayeyi yarım yamalak dinliyor, pencereden süzülen o eşsiz gün batımını sadece bir dekor gibi geçiyoruz. Kendi ellerimizle yarattığımız o “kusursuz düzen” hapishanesinde, aslında en çok kendimizi ve sevdiklerimizle biriktireceğimiz o içten kahkahaları kaybediyoruz. Yarın hatırlandığında kimsenin aklında kalmayacak olan o ütülenmiş çarşaflar veya kusursuz temizlenmiş raflar uğruna; bir dostla içilecek demli bir çayın sıcaklığını, bir kitabın sayfalarında kaybolmanın huzurunu ya da sadece hiçbir şey yapmadan sevdiğimizin dizine başımızı yaslamanın o dingin mutluluğunu erteliyoruz. Oysa hayat, biz o mutfak tezgahını üçüncü kez silerken akıp gidiyor ve geride bıraktığı boşluk, tertemiz bir evle dolmuyor. Kendimize ayırmadığımız her dakika, aslında ruhumuzdan çalınan bir parça neşe ve ileride “keşke” diyeceğimiz birer kayıp hatıraya dönüşüyor.
Bugün o biriken mailleri sessize almak, o bekleyen bulaşıklara sırtını dönüp sadece nefes aldığını hissetmek bir lüks değil, hayata karşı bir borçtur. Çünkü dünya biz her şeye yetiştiğimizde değil, biz kendi içimizdeki o pınarı kurutmadığımızda güzelleşiyor. Kendimize “evet” dediğimiz o kısa anlar, aslında hayata yeniden tutunmamızı sağlayan o görünmez köprülerdir. Unutmamalıyız ki; en güzel anılar toz tutmayan raflarda değil, kendimize ve sevdiklerimize ayırdığımız o “dağınık” ama sevgi dolu zaman dilimlerinde birikir. Belki de asıl maharet, her şeyi tam yapmaya çalışırken eksik kalmak değil; bazı şeyleri bilerek eksik bırakıp, o boşluğu kendi ruhumuzun huzuruyla doldurabilmektir. Çünkü nihayetinde bizi ayakta tutan şey evin parıltısı değil, içimizde hala taze kalabilmiş o yaşama sevincidir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler