Cuma, Nisan 10, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemKAYSERİ’Yİ BAĞDAT EDELİM

KAYSERİ’Yİ BAĞDAT EDELİM

Gürsel Korat, “Kayseri’de ve Şehrimizde Sokakların Ölümü” isimli eserinde şöyle diyordu: “Kayseri’nin oportünist siyasetçiliğinin hakkını yemeyelim. Kadı Burhaneddin zamanından beri herhangi bir siyasal tavır netliği göstermemiş olan kentin Cumhuriyet dönemiyle birlikte rengi pek değişmemiştir. Kayserililer hep daha büyük ve daha gürleyerek akan suyun yanında yer alırlar.” (sayfa 20) Gerçi benzer bir görüşü Şükrü Karatepe de “Kendini Kuran Şehir” isimli kitabında dile getiriyordu: “Devlet çalgısına ayak uydurmayı vasiyet eden babaların vefalı çocuklarından oluşan bir cemiyet, kendisini devlet yerine koyan bir azınlığın millete kurduğu tuzakları bozma cesareti gösteremez. Fincancı katırlarını ürkütmemeye gayret gösterir, iktidar odakları ile uyumlu çalışır. Kayseri siyasetçisinin en gözü kara olanı bile Turhan Feyzioğlu gibi sadakat gösterir, kritik dönemlerde görev bekler.” (Sayfa 205)

​Ben yukarıdaki ifadede geçen “Kadı Burhanettin zamanından beri…” ifadesine takıldım, diğer konuları geçiyorum. Yukarıdaki ifadede Kadı Burhanettin’i hemen hemen hiç tanımayan, onu hayatını ve Divanını doğru dürüst okumamış bir insanın laf olsun diye böyle bir sözü kullandığını sanıyorum. Kadı Burhanettin “Divan” sahibi bir şairdir ve devlet adamlığının yanı sıra şiirleriyle de öne çıkmış, özellikle tuyuğları ile dikkatleri toplamıştır. Onun kişilik özelliklerinin de tuyuğlarına yansıdığını hemen görürüz.

​“Er kişinin metaı erlik olur” mısrası ile de öne çıkardığımız kişilik özelliği özellikle şu tür tuyuğlarda dile getirilir:

Tanrı’ya şükür ki yiğitlerin devridir.

Bütün alem bu anın hayranıdır.

Gün batısından gün doğusuna her yere

Aşk erinin bir anlık gezintisidir.

​1344 yılında Kayseri’de doğan Kadı Burhanettin, çok çetin mücadelelerle geçen hayatında cesareti, hırsı ve mertliği, hatta aşırı sinirliliği ile de dikkatleri çeker. Onun Eretna Beyliğini yıkarak kendi adına beylik kurması esnasında ortaya koyduğu mücadele ne kadar gözü kara olduğunu da gösterir. Önce Karahisar Beyi Kılıç Aslan’ı öldüren Kadı Burhanettin, daha sonra Amasya Emiri Hacı Şadgeldi ile Erzincan hakimi Mutahharten ile amansız bir mücadeleye girmiş; sonuçta Şadgeldi’nin kesik başını Sivas’ta ve değişik yerlerde dolaştırarak düşmanlarına inanılmaz bir gözdağı vermişti.

​Kadı Burhanettin Divanı üzerinde esaslı bir çalışma yapan Prof. Ali Alpaslan Hocanın onun cesaretiyle ilgili olarak divanından vermiş olduğu örnekler oldukça önemlidir. Bir tarafta doğuda büyük bir tehlike olan Timur’a, diğer taraftan Osmanlı Sultanı I. Murat’a, yine Altınordu Hanı Tohtamış’a kafa tutan Kadı Burhanettin’in bunların hiçbirinin himayesi altına girmeyi kabul etmediği görülür. Onun bir tuyuğunda bu durum şöyle dile getirilmektedir:

Ezelde Hak ne yazarsa olur

Göz neyi görecekse görür

İki âlemde Hakka sığınmışız

Tohtamış ne ola, ya Aksak Timur

​Yaa, dile kolay… O devirde kıskıvrak kuşatılmış olan Kadı Burhanettin’in ağzından çıkan bu satırlar, onun ne kadar cesur bir insan olduğunun en büyük delilidir.

​Oğuz Türklerinin Salur boyundan gelen bu Türkmen Beyinin hakimiyetine birçok vilayet girmiş olmasına rağmen iki şehrin onun gözünde önemi oldukça fazlaydı. Birisi doğduğu şehir olan Kayseri, diğeri de Sivas’tı. O Sivas ki devrinin en önemli merkezlerinden biriydi. Kadı Burhanettin’in Divanında Kayseri ile ilgili olarak şu ifadeyi kullandığı görülüyor:

Gözlerimiz yaşını akıtıp ırmak edelim

Kayseri’yi dahi bu yaş ile Bağdat edelim

​Kadı Burhanettin’in hayatını da bu iki şehir için harcadığını ve nihayet bu şehirler için öldüğünü de söyleyebiliriz. Kadı Burhanettin Sivas’ta iken Kayseri’de kendisine görev verdiği yeğeni Müeyyed, kendi adına hutbe okutarak hükümdarlığını ilan etmek istemişti. Bu haberi alınca, yetiştiği, ekmeğini yediği suyunu içtiği şehre, Kayseri’ye yürüdü. Yeğenini bugünkü iç kalede muhasara altına aldı. Dışarıyla irtibatı kesilen Müeyyed, Kara- Yülük Osman’ın da araya girmesiyle sulh anlaşması yapmak üzere kaleden çıkıp dayısının huzuruna getirildi. Dayısı, teslim alırken onu öldürmeyeceğine söz vermişti. Yeğeninin kendisine isyanını hazmedemediğinden olacak, sulh görüşmeleri sırasında onu kılıcıyla öldürdü. Bu olaya, barış görüşmelerinde aracılık yapan Kara Yülük Osman karşı çıktı. Bu olayı kendisi için bir onur meselesi yapan Kara Yülük Osman, daha sonra Sivas’ı tahrip edince bu kez Kadı Burhanettin daha da hırslanarak onun üzerine yürüdü. Aslında Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman’ın derdi Kadı Burhanettin’i üzerine çekmekti. Nihayet Kadı Burhanettin 54 yaşına rağmen atına binerek Kara Yülük Osman’ın peşine düştü. Lakin bu tedbirsizliğini hayatı ile ödedi. Daha önce Kadı Burhanettin’in birkaç kez affettiği Kara Yülük Osman, onun canına kastetti ve Kadı Burhanettin’in naşı Sivas’ta toprağa verildi.

​İşte Kadı Burhanettin bu… Yine Ali Alpaslan Hocanın naklettiğine göre Bezm u Rezm isimli eserde Kadı Burhanettin hakkında şunlar yazılmış: Savaştan geri kalmayan, Allah yoluna tehlikeleri göze alan, bu hususta varını yoğunu harcamaktan kaçınmayan, bilginlerle oturup konuşan, haftada üç gün ilmi sohbetler düzenleyen, Türkmenlere karşı merhametli, muhaliflerine karşı mülayim davranan, eğlenceye ve zevke düşkün, cömert, askerliği ve sporu seven, üç dil bilen, içkiye düşkünlüğü olan bir şahsiyet olarak göstermektedir.

​Şimdi başa dönecek olursak “bunlar ne diyorlar böyle” demekten insan kendini alamıyor. Okumadığı, araştırmadığı, bilmediği konuda rahatlıkla ahkam kesebiliyorlar. Ne diyeyim?

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler