Pazartesi, Mayıs 4, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemİLAHİ AŞK ve BEŞERİ AŞK

İLAHİ AŞK ve BEŞERİ AŞK

Aşk, yalnızca bir kalbe düşen kıvılcım değildir;

o, ruhun karanlık mağaralarında yakılan ilahi bir kandildir.

Ne rüzgâr söndürebilir onu, ne de zaman…

Çünkü o ışık, dünyadan değil; kalbin sahibinden doğar.

İnsan bazen bir yüzü sever,

bir sesi, bir bakışı, bir hâli…

Ama fark etmez ki aslında o sevgi,

kalbinin derin kuyularından göğe doğru uzanan bir iptir. O ipe tutunup tırmandıkça kör kuyulardan kurtulduğunu sanır insan. Oysa İlahi Aşka dönüşen beşeri aşklarda her tutunuşta Rabbine biraz daha yaklaşır.

Aşk, bir insanın gözlerinde başlayan

ama secdede tamamlanan bir yolculuktur.

Bir bakışla filizlenir,

bir duayla kök salar.

Ve insan anlar…

Hiçbir kalp, sonsuzluğu taşıyacak kadar geniş değildir.

En saf sevgi, içimizde açılan gizli bir bahçe gibidir.

Merhamet onun toprağı,

sabır onun suyu,

sadakat güneşi,

edep ise o bahçenin kokusudur.

Eğer o bahçede Allah anılmıyorsa,

çiçekler açsa bile kokusu eksik kalır.

İnsan birini severken aslında kendi eksikliğine dokunur.

O sevgiyle ağlar, o sevgiyle çoğalır…

Ama en çok da o sevgiyle fark eder ki

kalbindeki boşluk, bir insanın kalbine  sığmayacak kadar derindir.

Orası yalnızca Rahman’ın adının yankılanacağı bir boşluktur.

Gerçek aşk, benliği büyüten bir saray değil;

benliği küçülten bir derviş hırkasıdır.

Giydikçe hafifler insan,

bıraktıkça çoğalır.

Kibri yere bırakır,

duayı eline alır.

Ve bir bakarsın ki kalbi,

dünya yüklerinden arınmış bir kuş gibi göğe yönelmiş… Biz kadınlar beşeri aşklara daha derin bir sevgiyle ve aşkla bağlandığımız icin

Allah’a yaklaştırmamız çok daha kolaydır. Beşeri aşk ve  sevgi, denize ulaşamayan  bir nehir gibidir. Deniz ise İlahi Aşk kapısıdır. 

Akıp gider ama eksik kalır,

yol alır ama tamamlanmaz.

Çünkü aşkın varacağı yer,

bir kalbin kıyısı değil; sonsuzluğun kendisidir.

Seven insan, sevdiğinde bile Yaradan’ın izini arar.

Bir tebessümde O’nun rahmetini,

bir dokunuşta O’nun şefkatini,

bir ayrılıkta O’nun hikmetini görür.

Ve o zaman anlar ki

aşk, bir insana değil;

insan üzerinden Allah’a duyulan özlemdir.

Gerçek aşk, kalbi dünyaya bağlamak değildir;

aksine kalbi çözüp özgür bırakmaktır.

Bir zinciri kırmak gibi…

Bir kafesi açmak gibi…

Ve içindeki kuşu, sahibine doğru uçurmaktır.

Belki de aşk,

insanın içine bırakılmış sessiz bir pusuladır.

Yönünü kaybettiğinde titreyen,

karanlıkta kendini hatırlatan…

“Buraya ait değilsin” diyen bir iç ses gibi.

Ve insan en sonunda şunu anlar:

Sevdiği her şey,

onu O’na götürdüğü kadar gerçektir.

Çünkü gerçek aşk,

bir kalpte başlayıp

secdeyle sonsuzluğa açılan

en uzun ve en hakiki yolculuktur…

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler