Perşembe, Nisan 9, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemDanıştay Sınırı Çizdi: Kusur Oranını Bilirkişi Belirleyemez

Danıştay Sınırı Çizdi: Kusur Oranını Bilirkişi Belirleyemez

Hukuk sisteminde sıkça dile getirilen bir cümle vardır: “Bilirkişi ne yazarsa dava öyle sonuçlanır.” Özellikle sağlık hukukuna ilişkin davalarda bu algı oldukça yaygındır. Peki gerçekten karar veren kimdir? Hâkim mi, yoksa bilirkişi mi?

Danıştay’ın 2026 yılında verdiği bir karar bu tartışmaya önemli bir netlik getirmiştir. Kararda açıkça şu ilke vurgulanmaktadır: Bilirkişi, hâkimin yetkisinde olan kusur oranını belirleyemez.

Bu tespit, aslında hukukun temel prensiplerinden biridir. Çünkü bilirkişi, teknik konularda görüş bildiren bir uzmandır; karar veren merci değildir. Bir başka ifadeyle bilirkişinin görevi, olayın tıbbi veya teknik boyutunu açıklamak; hâkimin görevi ise bu açıklamaları hukuki değerlendirmeye tabi tutarak sonuca ulaşmaktır.

Ancak uygulamada durum her zaman bu kadar net değildir.

Özellikle sağlık hukukunda bilirkişi raporları çoğu zaman davanın kaderini belirleyen en önemli unsur hâline gelmektedir. Raporda “kusur yoktur” denildiğinde dava reddedilmekte, “kusur vardır” denildiğinde ise tazminat yolu açılmaktadır. Bu durum da ister istemez şu soruyu gündeme getirir: Hâkim gerçekten kendi değerlendirmesini mi yapıyor, yoksa bilirkişi raporunu mu onaylıyor?

Danıştay’ın verdiği bu karar, tam da bu noktada önemli bir sınır çiziyor. Kusur oranının belirlenmesi, yani kimin ne ölçüde sorumlu olduğuna karar verilmesi hukuki bir değerlendirmedir ve bu yetki yalnızca hâkime aittir. Bilirkişi bu konuda doğrudan oran belirleyemez; en fazla teknik verileri ortaya koyabilir.

Peki bu ne anlama geliyor? Bu karar aslında şunu söylüyor:

Bir davada bilirkişi raporu ne kadar güçlü olursa olsun, hâkim bu raporla bağlı değildir. Raporu sorgulayabilir, eksik bulabilir, yeni rapor aldırabilir veya farklı bir sonuca ulaşabilir.

Bu durum özellikle sağlık davaları açısından büyük önem taşır. Çünkü tıbbi süreçler çoğu zaman karmaşık ve teknik detaylarla doludur. Bu teknik yapı içinde hukuki değerlendirme geri planda kalabildiğinde, adalet duygusu zedelenebilir.

Danıştay’ın bu yaklaşımı, bilirkişilik kurumunun sınırlarını hatırlatması açısından önemlidir. Bilirkişi ne kadar uzman olursa olsun, nihai kararı veren kişi değildir. Aksi hâlde yargılama süreci, hâkimin değil bilirkişinin yönlendirdiği bir yapıya dönüşür.

Elbette bilirkişi raporları önemlidir ve çoğu zaman doğru değerlendirmeler içerir. Ancak bu raporların sorgulanabilir olduğu ve hâkimin bağımsız değerlendirme yapması gerektiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak bu karar, yalnızca teknik bir ayrım değil; adil yargılanma hakkı açısından da önemli bir hatırlatmadır. Çünkü bir davada kararın gerçekten hâkim tarafından verilmesi, hukukun en temel güvencelerinden biridir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler