Çarşamba, Nisan 1, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaKategorisizGönül Kapısını Ardına Kadar Açmak

Gönül Kapısını Ardına Kadar Açmak


Eskilerin o derin ve anlamlı bir sözü vardı: “Ata hakkı dörttür.” Ne kadar zarif, ne kadar kucaklayıcı bir ifade… Bu kadim bilgelik, bir yuva kurulurken sadece iki gencin hayatını birleştirmesini değil, iki farklı kökün aynı toprakta dal budak salma niyetini temsil ederdi. Bir yuva kurulurken o haneye dahil olan yeni nefes, sadece bir “gelin” ya da “damat” değil; aslında o haneye bağışlanmış, emanet edilmiş yeni bir evlattı. Bir büyük için asıl marifet, evladının sevdiğini kendi canından bir parça gibi görebilmek, ona sadece bir yabancı gözüyle değil, kendi yetiştirdiği evladına gösterdiği o sonsuz şefkatle bakabilmekti. Çünkü bir eve yeni bir ferdin katılması bir eksilme değil, aksine sevginin ve ailenin çoğalmasıydı; eğer bir anne ya da baba, evladının eşine “kızım” ya da “oğlum” derken bunu sadece dilinin ucuyla değil de kalbinin derinliklerinden gelerek söylerse, o evin temelleri sarsılmaz bir huzurla atılırdı.
Ancak bugün, modern zamanların o hızlı ve bazen bencilce akan nehrinde, bu karşılıklı gönül bağının sesi biraz kısılmış gibi görünüyor. Gençler kendi anne babasına duyduğu hürmeti eşinin ailesinden esirgememeyi bir erdem sayarken, büyükler de o karşılıklı güven köprüsünü kurmakta bazen sabırsız ya da mesafeli davranabiliyor. Şehir hayatının getirdiği o görünmez uçurumlar, “ata hakkı” bilincini zayıflatıyor. Eski zamanların o içten sahnelerini hatırlayalım; bir kayınvalidenin, gelininin bir hatasını tıpkı kendi kızının acemiliği gibi nezaketle ve örtbas ederek düzeltmesi, aslında o yuvaya atılan en sağlam sevgi düğümüydü. Ya da bir kayınpederin, damadıyla dertleşirken ona sadece bir “el kızıyla evlenen adam” olarak değil, kendi tecrübelerini miras bırakacağı bir yol arkadaşı gibi yaklaşması o bağı kopmaz kılardı. Şimdilerde ise en ufak bir fikir ayrılığında “senin ailen şöyle dedi, benimkiler böyle yaptı” diyerek çekilen o keskin sınırlar, aslında en çok da o gençlerin kurmaya çalıştığı taze fidanı kurutuyor.
Oysa aile olmak, sadece kan bağıyla değil, gönül birliğiyle örülen bir kumaştır. Saygı, sadece yaşça büyük olana duyulan bir mecburiyet değil; sevgiyi yeşerten, yuvayı ayakta tutan en temel harçtır. Karşılıklı hissedilmeyen o samimiyet, ne yazık ki en sağlam temelleri bile sarsacak kadar büyük problemlere ve derin yalnızlıklara kapı aralıyor. Hayat, kırgınlıkları biriktirmek ya da kimin daha haklı olduğunu ispatlamak için çok kısa ve bazen telafisi olmayan bir yolculuktur. Yarın çok geç olmadan, o dört direkli gönül köprüsünü yeniden inşa etmek bizim elimizde. Gençlerin eşinin ailesinin yüzündeki çizgilerde kendi ailesinin emeğini görebilmesi; büyüklerin ise o yeni gelen evladın gözlerindeki heyecanı ve acemiliği kendi gençlik yılları gibi merhametle karşılaması gerekir. Bir fincan kahvenin hatırını o dört atanın da dualarıyla taçlandırdığımızda, gerçek huzur o kapıdan içeri süzülecektir. Unutmamalıyız ki aile, sadece aynı soyadını taşımak değil, her fırtınada birbirine sığınacak bir liman olabilmektir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler