Salı, Mart 24, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemTozlu Sokaklar'ın Hafızası

Tozlu Sokaklar’ın Hafızası


Eskiden mahalleler, sadece taş binaların sıralandığı sokaklar değil; hayatın tüm gerçekliğiyle yaşandığı, her köşe başında bir hikâyenin filizlendiği kocaman birer oyun alanıydı. Bizim çocukluğumuz, güneşin renginden, toprağın sertliğinden ve yağmurun hemen ardından gelen o toprak kokusundan örülmüştü. Akşam ezanı, sokaktaki şenliğin yavaş yavaş durulduğunu, terli sırtların ve kirli ellerin evlere dağılma vaktinin geldiğini fısıldayan en doğal mola saatiydi. O zamanlar dünya, parmak ucuyla kaydırılan bir ekran kadar pürüzsüz değildi; ama bir salçalı ekmeğin üzerinde saklı kalan o eşsiz lezzet kadar gerçekti.
Şimdiki çocukluğa bakıyorum da, her şey ne kadar sessiz ve ne kadar steril. Bizim zamanımızda bir topun peşinde koşan yirmi çocuğun gürültüsü sokağı inletirdi; şimdi o gürültü, odaların kapalı kapıları ardında, kulaklıkların içindeki dijital yankılara hapsolmuş durumda. Bizler oyunun içine bedenimizle, sesimizle ve tüm ruhumuzla dalardık. Düşüp kanayan diz kapaklarımız birer utanç değil; o günün ne kadar hakkıyla yaşandığının nişanesi, en doğal madalyamızdı. Bugünün çocuğu ise düşmeyi sadece oyun karakterinin can barı azaldığında öğreniyor. Dokunmak yerini izlemeye, yaşamak ise yerini tanıklık etmeye bıraktı.
O yılların en büyük zenginliği “beklemekti”. Bir bayram sabahını, haftada bir gün yayınlanan o tek çizgi filmi ya da bakkala gelecek olan yeni oyuncakları beklerken, aslında sabrın ve emeğin kıymetini ruhumuza nakşederdik. Her şeye anında ulaşamamanın verdiği o tatlı mahrumiyet, ulaştığımız her şeyi paha biçilemez kılardı. Şimdi ise her şey “bir tık” uzağımızda. Bilgiye, eğlenceye, yemeğe bu kadar çabuk ulaşmak, keşfetmenin o büyüleyici sürecini sanki biraz köreltiyor. Aradığını saniyeler içinde bulan çocuk, aramamanın, merak etmenin ve o merakın peşinden sokak sokak koşmanın heyecanından biraz mahrum kalıyor.
Belki de en çok “paylaşmanın” o hesapsız biçimini özlüyoruz. Bir elmanın dört parçaya bölünmesi, bir bisiklete sırayla binilmesi, mahallede kimin neyi eksikse onun gizlice tamamlanması… Eski çocukluk, bir başına değil, “biz” kalarak büyüme sanatıydı. Bugün dünya ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, bir çocuğun hayal gücünü besleyen en güçlü kaynak hâlâ sokağın o tozlu rüzgârı ve bir arkadaşın samimi bakışıdır. Belki de bugünün çocuklarına yapabileceğimiz en büyük güzellik, onlara sadece yeni bir cihaz almak değil; onlarla birlikte toprağa dokunmak, gökyüzüne bakıp hayaller kurmak ve hayatın o pürüzlü ama sıcacık dokusunu yeniden hatırlatmaktır.
Peki ya sizin çocukluğunuzun o hiç unutamadığınız kokusu hangisiydi? Belki fırından yeni çıkmış sıcak bir ekmeğin buğusu, belki yağmurdan sonraki o taze toprak kokusu, belki de mahalle bakkalından aldığınız o renkli şekerlerin kâğıdı… Bugün başınızı yastığa koyduğunuzda, ekranların gürültüsünü bir anlığına susturun ve o eski mahallenizin seslerini dinleyin. Çünkü insan, kaybettiği her şeyi hatırladığı sürece biraz daha çocuk kalabilir.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler