Pazartesi, Mart 2, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaDünyaBÖLGEDEKİ ATEŞ VE TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞU

BÖLGEDEKİ ATEŞ VE TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞU

Uluslararası sistemin en büyük çelişkisi şudur: Hukuku en çok dillendirenler, çıkarları söz konusu olduğunda hukuku ilk rafa kaldıranlardır. Son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel güçlerin “kural temelli düzen” söyleminin ne kadar seçici uygulandığını bir kez daha gösterdi.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e yönelik gerçekleştirilen saldırı ve sonrasında ortaya çıkan tablo, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimin değil, uluslararası hukukun da sınandığı bir süreci gözler önüne sermektedir. Bir devletin liderinin doğrudan hedef haline gelmesi, hangi gerekçeyle savunulursa savunulsun; insanlık vicdanı ve uluslararası hukuk açısından ağır bir kırılmadır. Bu tür eylemler, küresel barışı koruma iddiasındaki sistemin kendi meşruiyet zeminini zayıflatır.

Bölgede kendisini mutlak güç olarak konumlandıran Amerika Birleşik Devletleri’nin yaklaşımı uzun süredir tartışma konusudur. Aynı şekilde İsrail’in güvenlik gerekçesiyle attığı adımların uluslararası hukuk sınırlarını zorladığı yönündeki eleştiriler de artmaktadır. İran’ın nükleer programı üzerinden yürütülen tartışmalar, sadece teknik bir mesele değil; güç dengesi ve egemenlik alanı tartışmasıdır. Bir ülkenin hangi kapasiteye sahip olup olamayacağına tek taraflı biçimde karar verilmesi, eşit egemenlik ilkesini zedeler.

Ancak meseleye yalnızca dış politika penceresinden bakmak eksik olur. Asıl önemli olan, bu tür gelişmeler karşısında Türkiye’nin nasıl bir duruş sergileyeceğidir. Çevremizde patlayan her bomba, sadece o ülkenin değil, bölgenin tamamının güvenliğini tehdit etmektedir. Coğrafyamız, tarihin hiçbir döneminde uzun süreli boşluk kabul etmemiştir. Güç dengelerinin değiştiği her süreçte Türkiye doğrudan etkilenmiştir.

Türkiye büyüyen, savunma sanayisinde ve diplomatik alanda etkinliğini artıran bir devlettir. Bu yükseliş bazı küresel aktörler tarafından dikkatle izlenmektedir. Güçlenen bir Türkiye’nin bölgesel hesaplarda denklemi değiştirebileceği açıktır. Bu nedenle içeride ayrışma üretmek yerine safları sık tutmak, ortak akıl ve milli hassasiyet etrafında kenetlenmek hayati önem taşımaktadır.

Dış baskıların arttığı dönemlerde en büyük zafiyet iç bölünmüşlüktür. Türkiye’nin gücü yalnızca askeri kapasitesinden değil; millet olarak birlik içinde hareket edebilme iradesinden gelir. Bölgemizdeki gelişmeleri soğukkanlılıkla analiz ederken, kendi iç bütünlüğümüzü korumak en stratejik adımdır.

Önceki İçerik
İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler