Çarşamba, Mart 18, 2026
Kayseri Gün Medya
Ana SayfaGündemKomplikasyon Kılıfı Altında Adaletsizlik mi? – Bölüm 2

Komplikasyon Kılıfı Altında Adaletsizlik mi? – Bölüm 2

Yargıtay’ın yeni yaklaşımı sağlıkta adalet dengesini nasıl etkiliyor?

Geçtiğimiz hafta komplikasyon kavramının sağlık hukukundaki kritik öneminden söz etmiştik. Bu hafta ise, özellikle zor doğum vakalarında çok tartışılan bir konuya, Yargıtay’ın son dönemde komplikasyon değerlendirmesine ilişkin bakışındaki değişime değinmek istiyorum. Tıbbi uygulama hatalarının yargısal denetiminde bilirkişi raporları her zaman belirleyici olmuştur; ancak son yıllarda verilen bazı kararlar, bu raporların mahkemenin yerine geçtiği bir uygulamaya doğru kayıldığını gösteriyor.

Daha önce Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı açıktı: Bir bilirkişi raporu yalnızca “çelişkisiz” olduğu için kabul edilemez; raporun aynı zamanda tıbbi standartlara uygun, ayrıntılı, bilimsel ve gerekçeli olması gerekir. Doğum sürecinde fetal distresin zamanında fark edilip edilmediği, sezaryene geçişin gecikip gecikmediği, NST ve ultrason bulgularının doğru değerlendirilip değerlendirilmediği gibi hayati noktalar raporlarda açık biçimde tartışılmak zorundaydı.

Ancak 3. Hukuk Dairesi’nin son yıllarda verdiği bazı kararlarda, bilirkişi raporları yeterince derinlikli olmasa bile, rapor “kendi içerisinde çelişkisiz” kabul edildiği sürece hükme esas alınabilmektedir. Bu yaklaşım, hâkimin sahip olması gereken değerlendirme yetkisinin fiilen bilirkişiye devredilmesi anlamına geliyor ve sonuç olarak ihmal ile komplikasyon arasındaki çizgi giderek belirsizleşiyor.

Bununla birlikte, bu eğilimin mutlak olmadığını gösteren önemli istisnalar da vardır. Özellikle tıbbi verilerle uyumlu şekilde hazırlanan, olay örgüsünün net biçimde kurulduğu ve hukuki gerekçelerin sağlam temellendirildiği dosyalarda, 3. Hukuk Dairesi’nin bilirkişi raporlarını pasif biçimde kabul etmediği de görülmektedir. Eksiklik veya yüzeysellik tespit edildiğinde raporların yeniden değerlendirilmesini istediği ve daha ayrıntılı inceleme yapılmasını sağladığı kararlar mevcuttur. Bu durum, sistemin tamamen kapalı olmadığını; aksine, tıbbi teknik ayrıntıların doğru çözümlenerek hukuki çerçeve içinde berrak biçimde sunulduğu dosyalarda hâlâ adil sonuçlara ulaşılabildiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, bilirkişilik kurumunun teknik yoğunluğu içerisinde kaybolan noktaların hâkime anlaşılır biçimde aktarılması, raporların belirleyici olduğu bir yapıda dahi fark yaratabilmektedir. Bu da bize, yargı mensuplarının esasen hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşma iradesine sahip olduklarını; ancak ağır teknik içerik karşısında zaman zaman zorlandıklarını göstermektedir.

Bu noktada Türkiye’deki uygulamanın hangi ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiği önem kazanmaktadır. Çünkü tıbbi uygulama hatalarının hukuki denetimi, yalnızca ulusal içtihatlarla değil, uluslararası standartlarla da karşılaştırılarak anlam kazanır. İşte bu karşılaştırma yapıldığında, uluslararası hukukta eğilimin tamamen farklı bir yönde ilerlediği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ulusal mahkemelerin bilirkişi raporlarını pasifçe kabul edemeyeceğini; raporların bilimsel tutarlılık, mantık örgüsü ve gerekçelendirme düzeyi bakımından hâkim tarafından aktif biçimde denetlenmesi gerektiğini defalarca vurgulamıştır. İngiltere’de Bolam–Bolitho çizgisi ve Montgomery kararı, uzman görüşlerinin yalnızca “bir görüş” olmakla kalmayıp, makul ve bilimsel temelli olması gerektiğini kabul eder. Almanya ve Fransa’da ise komplikasyon kavramı oldukça dardır: Öngörülebilir ve uygun müdahaleyle önlenebilir hiçbir sonuç komplikasyon olarak kabul edilmez.

Komplikasyon kavramı doğru kullanıldığında hem hekimi hem hastayı koruyan bir hukuki zırhtır. Ancak öngörülebilir ve zamanında müdahale ile önlenebilir sonuçlar bu kavramın arkasına gizlendiğinde, bu zırh adaleti gölgelemeye başlar. Sağlıkta güvenin sağlanabilmesi için, tıp biliminin geldiği düzeyle uyumlu bir şekilde, ihmal ile komplikasyon arasındaki farkın titizlikle korunması artık bir zorunluluktur.

Önümüzdeki hafta, yine doğum pratiği üzerinden çok önemli bir soruyu ele alacağız: Doğumun büyük bölümünde fiilen ebelerin görev alması, hekimin hukuki sorumluluğunu nasıl etkiliyor? Ebelerin görev sınırları, risk yönetimi ve yargı uygulamasındaki yeri üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapacağız.

İLGİLİ BAŞLIKLAR
- Reklam -
Kayseri Gün Medya

Son Eklenenler